Merhaba Alexandra! Davetimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Merhaba Deniz. Öncelikle, platformunuzda yer alan sanatçılar arasına beni de davet ettiğiniz için size teşekkür etmek isterim.
Sanat kariyerime profesyonel klasik bale dansçısı olarak başladım. Önce Paris Operası Bale Okulu’nda, ardından Madrid’de Victor Ullate ile, Marsilya’da Roland Petit ile çalıştım; sonrasında ise yolum Londra’ya, English National Ballet’ye uzandı.
Bütün bu yıllar boyunca seyahat ettim; farklı kökenlerden, farklı geçmişlerden gelen dansçılarla birlikte dünyanın en güzel sahnelerinde yer alma şansına sahip oldum. Yirmili yaşlarımın başında, bir yorumcu sanatçı olarak başka yönlerimi de keşfetmek istedim ve oyunculuk mesleğini öğrenmek için farklı teknikler üzerine eğitim aldım. Çok kısa sürede fark edilme şansı yakaladım; önce televizyon, ardından sinema ve tiyatro için ilk profesyonel işlerimi aldım.
Bunun yanı sıra dublaj alanına da yöneldim. Orada da bazı kadın oyuncuların başrollerini seslendirme fırsatı buldum. Şu anda, Théâtre de la Ville’in direktörü Emmanuel Demarcy-Mota tarafından kurulan L’Imaginaire topluluğunun bir parçasıyım. Bugün bu toplulukta farklı milletlerden müzisyenler, dansçılar ve oyuncular dâhil olmak üzere yüzden fazla sanatçı yer alıyor.
Telefonla ve yüz yüze gerçekleştirilen “şiirsel görüşmeler” aracılığıyla beklenmedik bir karşılaşma biçimi öneriyoruz. Bu, Fransa’daki sağlık koşulları nedeniyle hükümetin geçen yıl ekim ayından bu yana bütün kültür mekânlarını kapatmak zorunda kaldığı bir dönemde, seyirciyle bağı canlı tutmanın bir yolu.
Fransız tiyatrosunun geçmişi ve bugünü üzerine sorular sormak istiyorum. Fransız tiyatrosunu geçmişi, bugünü ve geleceği açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
En azından Fransa’da, bugünkü durum kültür dünyasını şimdiye kadar hayal bile edemeyeceğimiz yeni bir koşula uyum sağlamaya mecbur bıraktı. Sanatsal faaliyetlerin neredeyse bütünüyle kilitlenmesi ve sonunda görünmez hâle gelmesi gibi bir durumdan söz ediyoruz.
Sanatın toplumumuzda “temel” ya da “vazgeçilmez” olup olmadığı meselesi gerçek bir tartışmaya dönüştü. Tiyatroların ve kültür mekânlarının kapanması, çok sayıda sanatçıyı, teknisyeni ve gösteri sanatları alanında süreksiz çalışan emekçiyi son derece güvencesiz bir durumun içine itti.
Gösterilerin ve tiyatro oyunlarının kayda alınması gibi geçici çözümler düşünüldü; ancak seyirci bu yeni öneriye her zaman aynı şekilde karşılık vermiyor. Üstelik bir de sanatçıların boş bir salon karşısında bulunmaktan duyduğu hayal kırıklığı var. Çünkü seyirci vazgeçilmezdir.
Dolayısıyla görüyoruz ki tiyatro, önceki yıllardan farklı olarak artık pandemiye uyum sağlamak zorunda kalacak. Bunun için daha sıkı sağlık önlemleri, elbette zorunlu maske kullanımı ve daha düşük seyirci kapasiteleri gündeme geliyor.
Belki de sahnelenen oyunların süresi, sahnedeki sanatçı sayısı ve hatta bir tiyatro yapıtının üretim biçimi üzerine yeniden düşünmek gerekecek. Seyirciyle bağı sürdürebilmek, ama bunu en uygun sağlık koşulları içinde yapabilmek için önümüzdeki yıllarda yeni sanatsal biçimlerin ortaya çıkacağını düşünüyorum. Çünkü belki de virüslerle birlikte yaşamayı öğrenmemiz gerekecek. Ve bu, gerçekten yeni bir durum.
Hatırla Sevgili adlı televizyon dizisindeki kısa deneyiminiz bağlamında, bir Türk dizisinin çekim tekniğine ve Türk sanatçıların sanatsal yaklaşımına dair gözlemlerinizden söz edebilir misiniz?
Hatırla Sevgili’nin 2006’daki çekimlerinden bu yana televizyon prodüksiyon koşullarının değişmiş olduğunu tahmin ediyorum. Ama o dönemden aklımda kalan, hem teknik hem de sanatsal açıdan kendini işine adamış, kararlı profesyonellerden oluşan bir ekipti.
Hepimiz çok yoğun çalışıyorduk. Çalışma saatleri zaman zaman özellikle teknik ekip için dayanılması zor bir noktaya ulaşabiliyordu; yorgunluk nedeniyle ekip üyeleri birbirlerinin yerine geçmek zorunda kalıyordu. Ekibin çalışma kapasitesinden gerçekten çok etkilenmiştim.
O dönemde Fransa’da da çekim yapıyordum ve oradaki çalışma saatleri daha belirli, daha sınırları çizilmiş bir düzene sahipti.
Oyunculara gelince, hepsi büyük bir profesyonellik sergiliyordu. Onları çok yetenekli ve rollerine kendilerini adamış oyuncular olarak görüyordum. Beren Saat’in kariyerinin başlangıç dönemlerini de çok iyi hatırlıyorum; o zaman bile son derece umut vadeden bir oyuncuydu.
Hatırla Sevgili dizisinde kısa bir süre yer almış olmanıza rağmen Türk seyircisi sizi hâlâ unutmadı. Sizce bir oyuncunun hafızalarda kalıcı olmasını sağlayan şey nedir?
Hatırla Sevgili gibi diziler dönemlere damga vurur; çünkü hem kuşaklar arası bir bağ kurarlar hem de zamansızdırlar. Tarihsel olayların yanına zaman içinde varlığını sürdüren aşk ve dostluk hikâyeleri eklenir. Bunlar yeniden izlemekten keyif aldığımız uzun soluklu anlatılardır.
Açıkçası hâlâ hafızalarda yer ediyor olmaktan dolayı çok mutluyum. Bugün bile dizinin hayranlarından mesajlar alıyorum; bana gösterilen dostluk ve destek ifadeleri beni çok duygulandırıyor.
Michèle karakteri de gerçekten, aradan geçen yıllara ve dizideki olay örgülerinin değişimine rağmen insanların hafızasında yaşamaya devam etti.
Sizin için yer aldığınız en etkileyici proje hangisiydi? Sizi hangi yönüyle etkiledi?
Çekim deneyimi açısından düşündüğümde, Hatırla Sevgili benim için hâlâ en etkileyici deneyimlerden biri olarak kalıyor.
1960’ların toplumsal ve kültürel bağlamı üzerine titiz bir araştırmaya dayanan bir dönem işinde yer almak; üstelik Türkçe bilmediğim hâlde Türkçe konuşan bir Fransız kadını canlandırmak benim için gerçek bir meydan okumaydı.
Ama Cansel Elçin bana çok yardımcı olmuştu. Sahneleri benim için çeviriyor, telaffuz konusunda da bana destek oluyordu. Sette ise oyuncularla ve beni yönlendiren yönetmen de dâhil olmak üzere teknik ekiple İngilizce sayesinde rahatlıkla iletişim kurabiliyordum.
Günümüzde, pandemi koşulları altında, mevcut sanatsal projeleriniz nelerdir?
Son bir yıldır birçok sanatsal projenin tarihi değiştirildi ya da projeler ertelendi. Fakat Paris’te Petit Montparnasse sahnesinde, St Ex à New-York adlı oyunda sahneye çıkma şansım olacak. Bu oyunda ünlü havacı ve özellikle Küçük Prens’in yazarı Antoine de Saint-Exupéry’nin eşini canlandırıyorum.
Aralık 2020’de ve bu yılın ocak ayında provalar yaptık. Oyun hazır; ancak pandemi nedeniyle bütün tiyatrolar Ekim 2020’den bu yana kapalı.
Kültür mekânlarının Eylül 2021’de yeniden açılacağını düşünüyoruz. En azından umudumuz bu yönde.
Şu sıralar Théâtre de la Ville ile de çalışıyorum; L’Imaginaire topluluğuyla birlikte telefon aracılığıyla şiirsel görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Bu, Emmanuel Demarcy-Mota’nın yürüttüğü çok güzel bir proje. Kendisi seyirciyle bağı sürdürmek için büyük bir mücadele veriyor.
Önümüzdeki aylarda takvimime yeni çekimlerin eklenmesi de mümkün. Ve neden yeniden Türkiye’de çekim yapmayayım? Bu harika olurdu.
A
L
E
X
A
N
D
R
A
A
N
S
I
D
E
I


